Sultan Süleyman Han Hazretleri, bir gün ferman buyurdular ki: “Sen ve karındaşın nasıl ortaya çıkıp, cihad meydanına atıldınız? Bunun sebebi ne idi? Kimlerdensiniz? Kul taifesinden mi, şairlerden mi? Bu zamana gelinceye kadar ufak büyük, karada ve denizde, ne şekil gazalar oldu ise, baştan sona kadar, ne eksik ne fazla, gerek nazım gerekse nesirle, yazıp, bir kitap düzüp, buraya gönderesin ki, eskiden yazılmış tarihlerin yanında, Hazine-i Amire’mde bulunsun!” Bu yüce fermana can baş üstüne deyip, Seyyid Muradi’yi çağırttım. Seyyid Muradi, emrimdeki reislerden gazalara iştirak eden bir deniz yiğidi idi. Gazalarımızı nazımla destan edip söylerdi. Yazdıkları hoş şeyler olup gaziler ezber eder, okurlardı. Muradi’ye dedim ki: “Bak a Muradi! Bizler için artık dünyada işitilmedik nesne kalmamıştır. Hemen arzumuz, bu fani alemde bir eser bırakıp ahfadımızın hayır duasına vesile kılmaktır.” İşte hayalin yetişemeyeceği kadar olağanüstü, fakat tamamen gerçek bir macera, bir hayat ve bir kahraman... Kendi halinde, deniz ticareti ile meşgul bir gencin imanı, aklı, yüreği ve bileği ile dünyanın gelmiş geçmiş en büyük deniz savaşçısı ve kaptan-ı derya oluşunun, kendi ağzından yazılmış heyecanlı destanı... O genç, Hızır Reis’tir ve bu büyük adam Barbaros Hayreddin Paşa’dır. Barbaros Hayreddin Paşa korkusuz bir kahraman, tedbirli ve akıllı bir kumandan, dirayetli bir devlet adamı, alçak gönüllü bir insan, yiğit ve aziz bir Müslümandır. Böyle olduğu içindir ki, o bizden ve bizim içimizden biridir. Bizim öz büyüğümüz ve gerçek bir kahramanımızdır. Daha fazla göster