Kızcağız küçükken sağ kolunu değirmenin çarklarından birine kaptırmıştı. ; Şimdi onun yerinde şalvarının beline iliştirilen boş bir gömlek kolu sallanıyordu. ; Ve bu onu diğer insanlardan ayırıyordu. ; Düşünebilir misin, güzel bir kızın bir kolu olmazsa bu ne demektir? … Acı acı güldü, “Ağam.” dedi. ; “Ben senden noksanım, bana sadaka mı veriyorsun?” … Onu nasıl sevdiğimi anlattım: “Bana kolunun yerine kalbini veriyorsun.” dedim. ; “Bir kalp bir koldan daha mı az değerlidir?” Değirmenin öbür başına, çarkların ve kayışların kudurmuşçasına döndükleri köşeye doğru atıldı. ; Sağ kolu yerinde değildi ve oradan oluk gibi kan fışkırıyordu. ; Birkaç adımdan sonra sendeledi, ayaklarımızın dibine yıkıldı. ; İşte adaşım, sana seven bir Roman’ın hikâyesi. ; Sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.;